19 Eylül 2021 Pazar
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
UNUTULAN SEVGİ
Yazı Tarihi: 08 Temmuz 2021 Perşembe 06:13

 Yıllar önce yine Istranca Dağlarında bir köy gezisindeydik. Yaşamın sıkıntılarından arkadaşlarla konuşup dertleşiyorduk ve her şey bizlere çok hoş gelmemeye başlamıştı. Tek derdimiz herkes gibi biraz huzurdu. Kendimizi, arabayla yol aldığımız, o sonu gelmeyen ağaçlı yolların, yemyeşil manzaranın ve ıssız doğanın muhteşem huzuruna bırakmıştık. Bir süre sonra ufacık bir köye vardık. O kadar erken bir zamandı ki, daha köylüler bile uyanmamıştı. Köy sanki terkedilmiş gibiydi. Yanımızdan geçen köpekler dışında, ortalıkta kimseler yoktu. Arabadan indik. En azından köy kahvesi açıktır, bir de kahvaltılık bir şeyler bulursak bizden iyisi yok diye düşünüyorduk. Kalabalık, harala gürele, korna ve motor sesleriyle dolu şehir yaşamından sonra, sanki bir kartpostalın içine düşmüş gibiydik. Ortalık duru, sade ve oldukça sakindi. Öyle güzel bir durum içindeydik. Bir süre ara sokaklarda gezindik. Toprak evlere ve evlerin önlerindeki fakir bahçelere bakındık durduk. Tam bir evin önünden geçiyorduk ki, bir ağlama sesi duyduk. Durup sesin geldiği yöne doğru yürüdük. Ses, sağ tarafımızdaki evin yanındaki ahırdan geliyordu. Ahırın kapısı açıktı. Kendimizi belli ettirmeden, içeriye baktık. Ahırda, yerde bağdaş kurup oturmuş bir ihtiyar ve tam önünde, dizlerinin üstüne çökmüş bir inek vardı. İhtiyar adam gözyaşları içinde, ineğe sarılmış, ağlıyordu. Ben daha neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordum ki, arkadaşım dirseğiyle beni dürtüp, ahırın penceresini işaret etti. Pencerenin altında bir buzağı yatıyordu. Biraz dikkatlice bakınca, buzağının ölmüş olduğunu anladık. Daha yeni doğmuş ama belli ki hayata tutunamayıp ölmüştü. Biz hayretler içinde ne yapacağımızı düşünürken, ihtiyar adam ineğin gözlerine baktı “Ağlama bir tanem, ağlama güzelim, ağlama canım. Bu da gelir bu da geçer.“ dedi ve ineğin yanağındaki gözyaşlarını sildi. İnek arada bir pencerenin altındaki ölü yavrusuna bakıyor, sonra başını ihtiyarın omuzuna koyuyordu.

Tam bu sırada, içeri girip, ihtiyara ve zavallı anneye bir iki kelam etmek istedik fakat o gücü kendimizde bulamadık. İkimiz de oracıkta, sessizce önümüzdeki drama bakmakla yetindik. Onlar içerde, biz dışarda bir süre üzüldük, ağladık. Gördüklerimizden o kadar etkilenmiştik ki, ikimiz de, konuşmasak da, an itibarıyla bir iç hesaplaşmanın içinde dönüp durduğumuzu biliyorduk. Şunu çok iyi anlamıştık ki ineğiyle beraber ağlayan köylünün vicdanından lazımdı bizlere. O köylünün emeği, umudu, sevgisi ve yüreği lazımdı. Yokluğun içinde varlığı bulmak! Biz ağlayacak bir omuz bile bulamıyoruz. Ama kimseye de verecek bir omzumuz da yok. Nereye gidiyoruz? Ne kadar daha kaçabiliriz? İnsan her şeyden, herkesten kaçar da kendinden kaçabilir mi? Biz kendimizden kaçabilir miyiz? Önümüzdeki tarlaların ardındaki güneş bizi selamlıyordu. Ancak kütüphaneler dolusu kitaplar okuyarak çözebileceğimizi sandığımız hayatı, bir köylü ve ineği bize birkaç dakika içinde öğretmişti. İnsan, doğa sevgisini çevremize yayalım, insanları sevelim. Sevilmeyen deniz, bir damla suyun karşılığı bile olamaz. Sevilen bir damla su ise insana deniz olur.

Bu yazı 445 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» ÇÖPLER
» GENCO ERKAL
» FOTOĞRAFIN ANLAMI  
» GÜVENMEK 
» SİNEMA  
» ZEYTİNİN GÜZELLİĞİ   
» EYLÜL
» İĞNEADA
» DÜNYA BARIŞ GÜNÜ
»  SAĞLIĞIMIZ
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter