21 Ocak 2022 Cuma
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
DİZİLERİMİZ
Yazı Tarihi: 18 Aralık 2021 Cumartesi 06:21

 Ülkemizi tanımayan bir yabancı, Türk dizilerini izlese nasıl bir izlenime kapılır diye merak ediyorum. Örneğin eski filmlerdeki “kötü adam” figürü biraz şaşmış durumda. Birçok zalim adamlar, yaşamını kötülük üzerine kuranlar, iyi insanlar olarak görünüyor. Memleketin yarısı yalılarda, yarısı da havuzlu villalarda veya rezidanslarda yaşıyor. Herkesin altında milyon dolarlık arabalar var. Kadınların çantaları, ayakkabıları kişi başına düşen milli gelirin üç, dört katı durumunda. Çoluk çocuğun elindeki telefonlar da farklı değil. Erkeklerin çoğu holding sahibi ama ne iş yaptıkları genelde pek anlaşılmıyor. Çünkü boş bir masanın başında oturup evrak memuru gibi gelen giden birtakım kâğıtları imzalıyor. Kadınların genellikle tek amacı, bu holding sahiplerini ya da onların oğullarını evliliğe ikna etmek. Hatta bu konuda en büyük yardımcıları da anneleri. Ama evlendikten sonra da pek mutlu olmuyorlar, kocalarının arkasından iş çevirmeye başlıyorlar. Arkadaşları olan kadınlar da onların kuyusunu kazmakla meşgul. Zaten bu kızlarımız bir iş yapmıyor ya da yapar gibi görünüyor. Dünya çapında başarılar kazanan, spor dallarında kendini gösteren, sanatla uğraşan, insanlık yararına bir şeyler yapan pek genç göremiyoruz. Bunların tek ideali zengin olmak, spor araba ve havuzlu villa almak. Üstelik bu fettan, sürekli gerekli gereksiz onun bunun arkasından iş çeviren kadınlara pek bir şey olmuyor. Hatta onlar ötekilerden daha iyi koşullarda yaşıyor. Bir yandan da sürekli bir kavga, gürültü var. Neredeyse herkesin elinde, belinde bir tabanca bulunmakta. Kızlar güzel, oğlanlar yakışıklı, her türlü oyun var, herkes birilerinden bir şeyler saklıyor. Dolayısıyla izlenme oranları yüksek. Dizilerimiz yurtdışına satılıyor, tekniğimiz oldukça gelişti, filmler güzel çekiliyor, yapım ekipleri iyi çalışıyor, yapımcılar bol para harcıyor. Geçenlerde bir dizi yapımcısı, dizilerin günümüz Türkiye’sini yansıttığını söyledi bir söyleşide. Ben de seyircinin, bu ne rezillik, bunlar ne berbat insanlar, iyi ki biz bu durumda değiliz diye bu dizileri izlediğini sanmıyorum. Aksine bu hayatlara özendiklerini ve bunun yansımalarının da günlük hayatta görüldüğünü söylemek mümkün. Düşünün ki yollar bir yana, kaldırımlarda bile arabadan geçilmiyor. Neredeyse bir araç fiyatına gelen, son moda cep telefonları çıktığı anda kuyruğa giriyoruz. Pandemi sürecinin bize hayatımızı küçültmeyi, geleceği bir kez daha düşünmeyi, belli lüks takıntılarımızdan kurtulmayı öğretmesi beklenirdi ya da ben öyle bekliyordum. Ama hiç öyle olmadı. Geçenlerde bir arkadaşım, “galiba tam tersine insanlar, aman ne olursa olsun gibi garip bir ruh haline girdi.” diye yorumladı bu durumu.

 Günümüzde sinemanın yerini almaya başlayan, hatta sinema filmlerinden bile uzun olan dizilerimizin durumu bu. Fakat burada bizim yaşadığımız sinema dünyasının doğruları aktarma görevinin aksine, bu tür dizilerin hepsinin ana fikri genelde aynı. İnsanları kötülüğe alıştırmak! Dizide birkaç kahraman var, gerisi komple kötü adam. Ve iyiler aralarında konuşuyorlar: “O kadar güçlü ve karanlık ki, beni yutmasından korkuyorum. Başkahraman ne zaman karşı karşıya gelsek, hep o kazandı” diyor. Yani buradaki ana fikir şu; karanlık ve kötüler öyle güçlü ve yenilmezdiler ki, kahramanlar bile ondan korkar. Yeni dizilerde örneğin biri tüm hayatlarını ve aşklarını yalan üzerine kuran iki genç, diğerinde ise ana teması tümüyle zengin koca bulmak üzerine kurulmuş, kadınların bir şey başarması mümkün değilmiş gibi çaresizliği anlatan hikâyelerden oluşuyor. Böyle uyduruk hayat hikâyelerini izlemekten kendi hayatımızı ıskalıyoruz. Dizileri izlemeyin demiyorum. Ama ne olur, fark edin. Şarkılarımızın melodileri gitti önce, sırf tempo kaldı. Sonra o güzelim, o nazenin şarkı sözlerini yok ettiler. Derken filmler bozuldu. Çocukluğumuzun Türk Filmlerinde bir kötü karakter olurdu, bir de onun yanında dövüşüp dayak yiyen birkaç gariban figüran. İyilerin mutlaka kazandığı filmlerle büyüdük bizler. Güçlü olmanın iyilikten geldiğine inandık. Sonunda kötülerin bile insafa geldiği filmler işledi çocuk yüreğimize. Bizler, onları kahraman bildik, onları doğru bildik. Tam da o yüzden iyilerden olmayı seçtik. Bugünün dünyasında ise güç odakta bulunmaktadır. Güç deyince akla kötülük gelecek filmler yapılıyor. Böyle bizi yönlendirmek için yapılan dizileri, filmleri izlemek yerine özümüze dönmeliyiz. Kitap okuyun. Güzel müzikler dinleyin. Bach gibi Âşık Mahsuni gibi. Roman okuyun. Sabahattin Ali okuyun, Hemingway okuyun, Kemal Tahir okuyun ve hatta Agatha Christie okuyun. Onda bile bir katil var, o da sonunda illa ki yakalanır. Adile Naşit’li, Münir Özkul’lu, ya da Aamir Khan’lı filmler izleyin. Doğada vakit geçirin. Yaprak hışırtısı, kuş sesi, dalga şıpırtısı, hayatın öz seslerine dönün.

 

 

 

Bu yazı 370 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KONUŞMANIN GÜCÜ
» ROMEO VE JULiET
» SÜMER UYGARLIĞI
» PEŞİN HÜKÜMLERİMİZ
» TREN İSTASYONLARI
» CEMAL SÜREYA
» FURUĞ
» BİÇİMLENMİŞ YAŞAMLARIMIZ
» YENİ YIL
» HAYVANLARIN HAKLARI
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter