21 Ocak 2022 Cuma
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
FURUĞ
Yazı Tarihi: 05 Ocak 2022 Çarşamba 06:58

 Furuğ ne de gençti göçüp gittiğinde. Furuğ Ferruhzad; İranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. 20. Yüzyılda İran’da yetişmiş en önemli şairlerdendir yazıyor sözlüklerde. İran tarihinin en önemli kadını ve en büyük kadın şairi diyor yazıyor. Kadir kıymet bilenler mevsiminde doğmuş muydu acaba? Bakınız, burada biraz durmak, soluklanmak, asıl konuya odaklanmak gerek. Birlikte düşünelim; bir kadının, dolayısıyla bir insanın doğduğu kara parçası nasıl bütün hayatını bir kâbusa çevirebilir? Doğumu 1935 senesinde, üçüncü çocuk olarak dünyaya gözlerini açtı. Furuğ ışık demek kelime anlamı itibariyle. Geç yatılan bir gecenin sabahında, uykuya yeni kavuşmuşken perdenin arasından göze vuran, rahatsız eden gün ışığı gibi yedi çocuklu ailenin istenmeyeni, aykırısı olmuş. Kız kardeşler annenin yansıması, erkekler babanın. Babasının dişleri gıcırdadıkça kararan dünyasına, haykıran ruhuna belki ilaç olur diye sanat okuluna devam ederken 16 yaşında ilk sevdası ve sonucunda evlenirler.

 “Ah... Bırak kaybolayım sende,

Benden iz sürerek, bulamasın izimi kimse…”

Bir oğlu doğdu bir sene sonra. Fakat sonunda aşk bitti ve iki sene daha geçince, boşandılar. Ve oğul Kamyar da gitti. O dönemde yasalar babaya verdi Kami’sini. Bir daha asla göremedi evladını, öpüp koklayamadı ve kızınca terlik fırlatamadı ardından. 1954’te dönemin koşullarında cesur sayılabilecek bir karar alarak kocasından boşandı ve oğlunu bir daha göremedi. 

“...bir gün gelir hasret dolu bakışların

bu hüzünlü şarkılarda kayar

benim anam oydu diyerek

beni sözcüklerin arasında arar ”

Şiirlere sığındı, şiirlerden ördü duvarlarını. Yazdıkça arttı ağırlığı, ağızlardan çıkan taş gibi kelimelerin. Sebebi neydi bu acımasızlığın? Çünkü Furuğ’dan önce hiçbir kadın duygularını yazmadı, anlatamadı. Hiçbir kadın sevgi, aşk, kadın, tutku kelimelerini yan yana getirmedi. Hiçbir erkek de bu gerçekle yüzleşmedi. Ferruhzad’ın kendisine göre bile aşktan, sevgiden duyulan mutluluk ayıptı. Silinmiyordu öyle çabucak, ezelden gelen erkek egemen zihniyetin katran kara izleri.

 “Sonraları benim adımı yağmur ve rüzgâr

usulca taşın yüzünden yıkayacak

mezarım adsız kalacak yol kenarında

arın, ayıbın söylencesinden uzak”

Kendi coğrafyasında beş para etmeyen benliğini dünyaya bağıra bağıra yazdırdı da yine de huzura kavuşamadı bir türlü. Bir nefes olsun diye edindiği evladı Hüseyin, film-belgeseller, gelen ödüller, itibar ve sanatın hazzı asla yetmedi. Ruhundaki kırık menteşeden üfüren buz gibi havayı ısıtmaya hiçbir şey yetmedi.

“...su gibi kendi çukurunda kuruyabilir insan.”

 Kadın kimliğini yok eden her kurala, ataerkil bakışa karşı çıkarak şiire sığındı, başkaldırısını şiirle dillendirdi. Şiirin yanı sıra sinema ve tiyatroyla da ilgilendi, resim yaptı, gazetelerde editör olarak çalıştı. Füruğ’un ilk şiir kitabı “Esir”, 1955’te yayımlandı. “Tutsak”, “Duvar” ve “İsyan” adlı şiir kitaplarının ardından, 1963’te yayımlanan “Bir Başka Doğu’ş”, Furuğ’un şiirinde bir dönüm noktası oluşturdu. Yazar ve yönetmen İbrahim Gülistan’la tanıştıktan sonra sinemayla çok daha yakından ilgilendi; cüzzamlıları konu alan “Ev Karadır” adlı filmi, 1963’te Almanya’daki Oberhausen Şenliği’nde birincilik ödülüne değer görüldü. 1967’de, 32 yaşında, bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti. Furuğ Ferruhzad’ın Ülkemizde çok bilinen eseri “Yaralarım Aşktandır” kitabı çok etkileyicidir. Yaşamı hep mücadeleyle geçmiştir. Şiirler, şiirler ve yine şiirler. Kısacık hayatında umut etmeyi bırakmış mıydı gerçekten babasına yazdığı bir mektupta dediği gibi

 “...insan

ne kadar daha az umarsa yaşamında bir o kadar

daha rahattır. Şimdi, ben kendimi yaşamdan pek

bir şey ummamaya alıştırmaktayım.”  

Ya da kendini hep ardında betimlediği o meşhur penceresine konduğu gibi konmuş muydu hayatın dallarına bir gün uçacağı umuduyla?

“Bir pencere yeter bana, bir

tek pencere.”

O gün ablası Puran gelmiyor kalk gidelim dediğinde. Anasına tek başına gidiyor ve dönüşte kendi geçiyor şoför koltuğuna. Yolda bir okul servis

aracıyla çarpışmamak için direksiyonu kırıyor, dışarı fırlıyor. Hastaneye kaldırılıyor ancak çabalar nafile. Umutla başlayan her doğum gibi, acı ölümle bitti hayatı. Ölümün kendisi yeterince acıyken, çektiği sıkıntılara yeter dermiş gibi vaktinden çok önce gelen, ama ardında hatırlanacak bir uçuş bırakan bir ölümle. Kar yağıyordu Furuğ’un kadın bedeni

toprağa girerken… Kar belki de maviydi.

“Sen aşka inanmazdın sen inanmazdın

Ben maviye inanırdım

Boynumdaki yorgun damarların mavisine

Beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine

Denizin bittiği yerde başlayan

göğün mavisine inanırdım

Bir de ensemde ki dövmeye inanırdım

Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla…”

 

Bu yazı 325 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KONUŞMANIN GÜCÜ
» ROMEO VE JULiET
» SÜMER UYGARLIĞI
» PEŞİN HÜKÜMLERİMİZ
» TREN İSTASYONLARI
» CEMAL SÜREYA
» FURUĞ
» BİÇİMLENMİŞ YAŞAMLARIMIZ
» YENİ YIL
» HAYVANLARIN HAKLARI
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter