25 Mayıs 2022 Çarşamba
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
KONUŞMANIN GÜCÜ
Yazı Tarihi: 22 Ocak 2022 Cumartesi 06:01

 Sosyal bir varlık olan insan yapısı gereği, diğer insanlarla iletişim halindedir. Bazı insanlar çevresiyle beraberken, kişiler hakkında olumsuz yorum yapma yolunu seçerler. Başkalarında kusur arama alışkanlıklarımız vardır. Bu tür huylarımız başkalarını çekiştirme, arkadan konuşma ve gereksiz sözlerden oluşur. İnsanlar bazen karşı tarafı kötülemek için, onların yanlış, eksik taraflarını ortaya çıkarmaya uğraşırlar. O kişiler hakkındaki olumlu, güzel düşüncelerimizi ortadan kaldırmaya çalışırlar. Bazen kendisinde olmayan şeylerin, başkalarında olmasına katlanamadığı için dedikodu yapar. Bu nedenler daha çoğalabilir. Dedikodu yaparken önce sıradan konularla başlangıç yapılır, daha sonra konuya girilir. Ondan sonra sizden bazı bilgiler alabilirse, hemen onu başkalarına yetiştirmeye başlar. Bu durumlarda bu tür davranışlara karşı çıkmalı, doğru olmadığını savunmalıyız. O ortamdan hemen uzaklaşmalı veya hiç yorum yapmadan, cevap vermeden oturmalıyız. Güzel meziyetli bir kişiyi anlatmaya kalktığınızda, çoğu kişi size inanmakta zorlanır. Ama kötülemeye kalktığınızda çoğu kişi rahatça inanır. Kişilerin bu tür davranışlara başvurduklarında, insanlara ne gibi zararları dokunacaklarını iyi düşünmeleri gerekmektedir. Bazen yanlış yorumlanan bir konu o kişiyi çok incitebilir. Bu öyle bir ruh haline gelir ki, bu kişi herkes hakkında dedikodu yapmaktan büyük zevk alır. Bir bağımlılık haline gelebilir. Ama bilmelidir ki kıracağı bir sürü kalbin telafisi imkânsız olabilir. Bu öyle bir olaydır ki örneğin bir kâğıdı yırtıp, boş alana savurduktan sonra bu parçaları daha sonra toplamanız mümkün değildir. Zira çoğu uzağa savrulmuş, kaybolup gitmiştir. İşte dedikoduda bu kâğıt parçaları gibi, uzaklara kadar gidip, birçok kişiyi üzen duygulara neden olur. Kimseyi üzmeye hakkımız olmadığını bilmemiz gerekmektedir.

 Bir gün bir adam Sokrates’e: “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?” der.

Sokrates: “Bir dakika bekle” diye cevap verir ve devam eder: “Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor”. Adam merakla: “Üçlü Filtre?” diye sorar. “Doğru” diye devam eder Sokrates. “Benimle arkadaşın hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir. Bu ona üçlü filtre dememin sebebi. Birinci filtre: “Gerçek filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam olarak gerçek olduğundan emin misin?” Adam: “Hayır, aslında bunu sadece duydum.” “Tamam” der, “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun… Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, yani iyilik filtresini. Arkadaşın hakkında bana söylemek istediğin şey iyi bir şey mi?” diye sorar Sokrates.

Adam Sokrates’e: “Hayır, tam tersi” diye cevap verir. Sokrates: “Öyleyse onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı. İşe yararlılık filtresi; bana arkadaşın hakkında söyleyeceğin şey benim için yararlı mı?” diye sorar. Adam şaşırarak: “Hayır! Gerçekten de değil!” Sokrates: “İyi o zaman. Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse ve yararlı değilse, bana niye söyleyesin ki!” der.

 Dedikodu öyle bir şeydir ki söylenilen bir konu ilk anlatılandan çok farklı bir şekilde, ilk haliyle çok ilgisiz bir şekilde ortaya çıkabilir. Bu iletişim biçimi ile toplumun sosyal, kültürel ve işle ilgili yaşamın kurallarını, gereklerini anlama açısından önemlidir. Buna göre toplumda hangi hareketinizin, davranışın uygun görülüp, hangisinin onaylanmayacağını anlayabilirsiniz. Toplumda dedikodu kültürünün yaygınlaşması, sosyal ilişkilerin bozulmasını beraberinde getirir. Kitap okumayan, derdini yazıyla anlatamayan toplum, dedikodu yoluyla sorunlarını çözmeye çalışır. Ortada yazılı bir yapıt olmadığı için kimse sorumluluğu almaksızın bir konuyu ortaya atar. Sonuç olarak herkes öyle söylüyor der ve işin içinden rahatça sıyrılır. Eğitimsiz ve boş zamanı çok olan toplumun çeşitli kademelerinde dedikodu hızla yayılır. Üzerimizde dedikodunun yarattığı psikolojik baskı öyle artar ki, başkaları ne der diye endişelerimizi içimize gömeriz. Kendi kişiliğimizi ortaya çıkartamayız, Maske kullanıp, kendimiz olamayız. Günümüzde toplumun aynası medyada, kültürel programların sayısı çok az, buna karşın magazin ve dedikodu programlarının sayısı çoktur. Buda bize kültür, sanat olayına verdiğimiz önemi gösterir.

 

Bu yazı 648 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» KİMSELERİN VAKTİ YOK
» DEĞİŞMEK
» MÜBADELE TARİHİNDEN: GÜLCEMAL VAPURU
» TÜRKAN SAYLAN   
» AHMET SAY
» SAİT FAİK
» BİSİKLETLER
» SEVMEK ZAMANI
» YAŞAM
» UNUTTUĞUMUZ BAYRAMLAR 
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter