16 Ağustos 2022 Salı
Bize Ulaşın
Künye
Lüleburgaz
Kırklareli
Edirne
Tekirdağ
Spor
Güncel Gündem
Resmi İlanlar
YAZARLAR
» son dakika haberler
Lüleburgaz 0°C
YAZAR DETAYI
Ahmet GÜDÜCÜOĞLU
DEĞERİ ANLAMAK
Yazı Tarihi: 22 Haziran 2022 Çarşamba 07:28

Eski bir doğu öyküsüne göre kuyumcunun birinin eline olağanüstü büyüklük ve güzellikte, çok değerli bir siyah inci geçmiş. Kuyumcu onu sergilemek için ceviz ağacından bir kutu yaptırmış. Kutu bitince düz kutuyu çok sıradan bulup üzerine bir oymacı ustasının el işi oymalar yapmasını istemiş. Sonra şehrin en iyi gümüşçü ustasına gitmiş kutunun köşelerine gümüş işlemeler yaptırtmış. Tabi kutunun içerisinde incinin konacağı yuva, lacivert ipek kadife imiş. Hızını alamayıp kutunun üzerindeki işlemelerin arasına küçük pırlantalar da mıhlatmış. Ve son olarak da kutunun içindeki kadifeye bolca pahalı bir parfüm yedirmiş, böylece kutu açıldığında güzel bir koku etrafa yayılıyormuş.

İnciyi kutuya yerleştirmiş ve müşterileri çağırıp inciyi satmak için sunmuş. Ancak istisnasız her gelen inciden çok kutu ile ilgileniyormuş. Bütün değerine rağmen inci, kutusundan daha az ilgi çekmiş.

Ne kutusu mücevherin değerindedir ve ne de inci değerinden bir şey kaybetmemiştir. Gereğinden çok daha fazla değer verdiğimiz her şey, içlerinde ruh barınmaz ise, benliğimizi doyurmayınca yok olur gider. İçerik her zaman, dış görünüşten daha önemlidir.

Aşık Veysel ne güzel anlatmış;

"Güzelliğin on para etmez

Bu bendeki, aşk olmasa"

 Yaşamın kıyısında gezinirken insanları incelediğimizde, genelde asık suratları ve hayattan bezmişlik tablosuyla karşı karşıya kalırız. Sorunların girdabında devamlı boğuşan kişilerde, ara sıra bile olsa bir tebessüm izlemek hakikaten zordur. Ama her türlü güçlüklere rağmen hayata direnmeli ve yaşamdan zevk almaya gayret etmeliyiz. Zorluklara kafa tutmak için önce kendine güvenmek ve cesaretli olmak gereği kaçınılmazdır. Genelde insan elindeki değerlerin kıymetini bilmez, ancak ondan yoksun kalınca bu güzelliğin farkına varır. Sahip olduğumuz bir yaşamın güzelliğini, ancak daha kötüsünü yaşamaya başladığımız zaman değerini anlayabiliyoruz. Devamlı şikâyet ettiğimiz hayatımız aslında yaşanılır bir şekildeymiş demeye başlıyoruz. Olduğumuz anın kıymetini ancak daha kötü anları yaşayarak farkına varabiliyoruz. Bu güzelliklere sahip olduğumuzu hissetmek için illaki bir hüzün yaşamak mı gerekir? Bu anlaşılmazlıklar bir kişi için kötü bir durum aslında. Bazı şeylerden hoşnut değilsiniz, fakat bunlar elinizden alındığında daha büyük bir memnuniyetsizlik doğuyor. Sonra sevemediğiniz şeyler tekrar size veriliyor. Bu sefer çok mutlu oluyorsunuz. Bunlar kişinin olayları değerlendirmedeki yanlış teşhisini çok güzel ifade ediyor. Doğadaki güzellikleri görmenin ne kadar harika bir olay olduğunu anlamak için mutlaka kör olmak gerekmez. Sevdiklerimizin kıymetini bilmek için illaki onları kaybetmemiz gerekmez. Mesela çok güzel bir tarihi yapı veya bir doğa güzelliğinin önünden günlerce geçmiş fakat onlardaki etkileyici sihri fark edememişsinizdir. Onların varlığı size mutluluk vermemiştir. Daha sonra sizde oluşabilecek bir fotoğraf veya tarih merakı bu nesnelere farklı bir gözle bakmanızı sağlayacak, size ayrı bir sevgi aşılayacaktır. Öğrenim ve iş yaşamımla ilgili olarak kaldığım İstanbul da koşuşturmaktan olsa gerek Can Yücel’in dizelerindeki denizlerin sokak çocukları martıların gizemli güzelliklerini ancak fotoğraf çekme merakımdan sonra görebildim.     

 Bir dükkân sahibi dükkânın vitrinine üzerinde 'satılık yavru köpekler' yazan bir yazı asarken yanında küçük bir erkek çocuk belirdi. "Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?" diye sordu. Adam çocuğa yavruların en az 50 dolar ettiğini söyledi. Çocuk elini cebine attı, biraz bozuk para çıkardı, dükkân sahibine bakıp; "2 dolar 35 sentim var onlara bakabilir miyim? Dedi. Dükkân sahibi bir ıslık çaldı. Lady adlı bir köpek dükkânın içindeki kulübesinde çıkıp onlara doğru koşmaya başladı. Arkasında 5 tane küçük yün yumağı vardı. Yavrulardan biri, diğerinin gerisinden topallayarak geliyordu. Bu küçük çocuğun hemen dikkatini çekti. "Bu yavrunun nesi var?" Dükkân sahibi "veterinerin dediğine göre, kalçasında bir kemik eksikmiş, hep böyle topallayacakmış" diye cevap verdi. Küçük çocuk hemen "onu almak istiyorum" dedi. Dükkân sahibi "Sahi mi? O yavruyu gerçekten istiyorsan sana bedavaya verebilirim" dedi. Çocuk dükkân sahibine yaklaştı ve öfkeyle "Onu bana bedava vermenizi istemiyorum, bu yavru da diğer yavrular kadar değerli. Fiyatı neyse size ödeyeceğim, şimdi size 2 dolar 35 sent vereceğim, kalan parayı da ayda 50 sent, 50 sent ödeyeceğim!" dedi. Dükkân sahibi "O sakat yavruyu ne yapacaksın? O hiçbir zaman diğer köpekler gibi koşup oynayamayacak" dedi. Küçük çocuk pantolonunun paçasını yukarı kaldırdı ve iki çelik bağla desteklenmiş eğri sol bacağını gösterdi "Ben de pek koşamıyorum" dedi. "Bu yavrunun da kendini anlayacak birine ihtiyacı var" diye sözüne devam etti. Hayatta her şey onu anlayanın, değerini fark edenin yanında kıymetlidir.

 Bundan dolayı elimizdeki güzelliklerin kıymetini bilip, kendine güven ve cesaretle daha mutlu olma yollarını aramalıyız. Başkasının belirlediği yaşam şekliyle değil, kendin istediğin biçimde yaşamını sürdürmeye çalışmalısın. Bu şekilde hayatın kendisinden, daha çok mutluluk alırsın. Oscar Wilde, “Bazı insanlar her şeyin fiyatını bilirler ama hiçbir şeyin değerini bilmezler,” demiş. Yaşamımızı sadece para kazanmak için değil, kendi istediğimiz yaşam biçimini sürdürmek için şekillendirmeliyiz. Bununda değerini bilerek, hayatımızı daha çok sevmeliyiz.

 

 

Bu yazı 443 defa okunmuştur.
YORUMLAR
DİĞER YAZILARI
» NEREYE GİTTİLER?
» HİROŞİMA BARIŞ PARKI
» İLHAN İREM
» ÜNZİLE
» YAŞLILIK  
» BÜLENT EKEN
» DİDEM MADAK
» ANNE VE BABA
» ORHAN SUAT 
» TOLSTOY
Yazarın tüm yazıları >>>
E-Gazete
Yazarlar
Anket
Hava Durumu
Facebook
Twitter